Kur'ân-ı Kerîmimizin Güzel Âyetleri

Reklam

Reklam

Resûlullah (s.a.v.) Efendimizin, Sevban isminde azatlı bir kölesi vardı. Sevban Hazretleri, Peygamberimizi canından daha çok sever ve onun huzurundan bir an ayrılmaya tahammül edemezdi. Hatta onun hizmetinde bulunmak ve nurlu cemâlini görmekle övünürdü.

Bir gün Hazret-i Sevbân, Fahr-i Kâinât Efendimizin huzûruna geldi. Yüzünden, hüzünlü olduğu anlaşılıyordu. Peygamber Efendimiz (s.a.v.): “Ey Sevban, sana ne oldu ki bugün böyle hâlin değişmiş, mahzun ve gönlü kırık bir haldesin?” diye sordular. Sevban (r.a.):

“Yâ Resûlallâh, benim bedenimde her hangi bir hastalık veya başka türlü bir elem yoktur. Ancak ben, sizi son derece seviyorum. Bir dakika, belki bir sâniye olsun mübârek yüzünüzü görmemeye ve pâk meclisinizden ayrılmaya tahammül edemiyorum. Yarın kıyâmet gününde siz cennetin en yüksek makâmında olursunuz. Ben ise cennete girebilsem bile sizden aşağı derecede bulunacağımdan dolayı nurlu cemâlinizi görememeye, sizin hasretinize nasıl tahammül ederim? İşte bunları düşündüğümden kederliyim.” dedi.

O zaman Cenâb-ı Hak, Resûlüne: “Yâ Muhammed, Sevbân’a söyle ki ben Azîmüşşân kendisini dünyâda senin pâk cemâlini görmekten ve sohbetinde bulunmaktan nasıl mahrum etmediysem âhirette de onu senden ayrı ve uzak kılmam.” buyurarak Nisâ Sûresi’nin 69’ncu âyet-i celîlesini indirdi ki meâl-i şerîfi şöyledir:

“Ve her kim Allâhü Teâlâ’ya ve peygambere itâat ederse, işte onlar Allâhü Teâlâ’nın kendilerine lütuflarda bulunduğu peygamberler ve sıddîklar ve şehîdler ve sâlih zatlar ile beraberdirler. Onlar ise ne güzel arkadaşlardır.”

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Reklam

| Tema Sahibi Colorlib | Tema Düzenleme Html Evi